Yavuz Hırsız Ev Sahibini Bastırmamalı!

Sosyal Medyada Paylaş!

Her ne şart altında olunursa olunsun, Tabii Hukuk’tan gelen “başkasına zarar
vermeme” kuralının toplum tarafından özümsenmemiş oluşu suç olgusunu ortaya
çıkarmaktadır. Bir suç olgusu olarak ele alınan hırsızlık, sözlük tanımlarına göre,
yazılı kanunlar ya da toplumsal meşruiyet düzeyinde mülkiyeti kendine ait olmayan
bir nesneyi, izinsizce alıkoyma, kullanma, nesneden menfaat temin etme işidir.
Hırsızlık suçunu düzenleyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda ise hırsızlık,
“zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya
başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alınması” olarak
tanımlanmıştır. Bu Kanun hükümlerinde ekonomik değeri olan her türlü enerji de
taşınır mal olarak ele alınmış ve hırsızlık eyleminin konusunu teşkil edebileceği
belirtilmiştir.
Her suçun olduğu gibi hırsızlık suçunun da unsurları vardır.
İlk unsur zilyedine ait taşınır malın bulunduğu yerden alınmasıdır. Bu unsur ile
korunan mülkiyet, zilyetlik, malvarlığı ve haklarıdır. Şahıs başkasına ait zannettiği
bir malı çalmak istemişse fakat bu mal kendisinin zilyetliğinde bulunan bir mal ise
hırsızlık suçunun maddi unsurlarında bir hata meydana geleceğinden bu şahsın
hırsızlık suçu işlemesi söz konusu olmayacaktır.
Suçun tamamlanması için çalınan maldan faydalanma şart değildir. Bizzat
sanığın kendi eli ile alınması da zorunlu değildir. Herhangi bir şekilde hırsızlık
suçuna konu malın zilyedinin egemenlik alanından çıkarılması yeterlidir.
Hırsızlık suçunun unsurlarından diğeri taşınabilir bir malın söz konusu olmasıdır.
Taşınmazlardan ayrılabilen ve ekonomik değeri olan parçalarda hırsızlığa konu
olabilir.
Maddenin 2. fıkrasında taşınır mal tabiri genişletilerek ekonomik değer taşıyan
her türlü enerji de taşınır mal statüsüne sokulmuştur. Elektrik enerjisi, sanayide
veya başka alanlarda kullanılabilen çeşitli gazlar, yapay olarak üretilen ya da
doğadan elde edilen buharlar hırsızlık suçunun maddi konusu olabilecektir.
Hırsızlık suçunun bir diğer unsuru da faili ile ilgilidir. Her gerçek kişi hırsızlık
suçunun faili olabilir. Suçun mağduru ise hem gerçek kişiler hem de tüzel kişiler
olabilir.
Bir diğer unsur, kendisine ya da başkasına bir yarar sağlama maksadına yönelik
olan kasıttır. Kast, suçun maddi unsurlarını bilme ve istemeyi içerdiğinden failin
bilerek ve isteyerek zilyede ait taşınır malı bulunduğu yerden almış olduğunda suç
ortaya çıkmış olur.
Hırsızlık suçu unsurlarından biri de hukuka aykırılık’tır. Esasen hırsızlık suçunda
herhangi bir hukuka aykırılık durumu belirtilmemiştir. Hakime ceza indirimi veya
ceza vermeme yetkisi tanınmışsa da bunlar bir hukuka uygunluk nedeni değil, fiile
bağlı bir cezasızlık veya indirim nedenidir.
Suçla mücadelede başvurulan hukuk politikası araçları arasında yer alan caydırıcılık
ve yeniden topluma kazandırmanın günümüzde her bir bireyin huzur ve
güvenliğinin teminini sağlamadığı görülmektedir. Bunun bir sonucu olarak hırsızlık,
en fazla karşılaşılan suç tipidir.
Amerika’da güvenlik birimleri yılda ortalama 2 milyon hırsızlık vakası ihbarı
almaktadır. 2012’de Türkiye’de 106 bin 346 adet evden hırsızlık vakası
gerçekleşmiştir.
2012’de, New York’ta, 28.396 adet silahlı soygun suçu, 352.994 adet hırsızlık suçu
işlenmiştir. Bu dönemde, Berlin’de 6.108 adet silahlı soygun suçu, 213.008 adet
hırsızlık suçu işlenmiştir. İstanbul’un 2012 yılı suç istatistiklerine baktığımızda ise,
ülkemizin en büyük metropolünde bir yılda 1.766 adet silahlı soygun
gerçekleştiğini, 69.803 adet de hırsızlık suçu işlendiğini görmekteyiz.
Hırsızlık suçu işleme oranlarının bu kadar çok olmasının nedenlerinden biri
mağdurların hırsızlığa karşı aldığı güvenlik tedbirlerin yetersiz olmasıdır.
Bunun yanında, hırsızlık suçu için belirlenen cezaların yeteri kadar caydırıcı
olmaması da hırsızlık olaylarının artmasına neden olabilmektedir. Hırsızlık suçu
için öngörülen hapis cezasının az olması, hakimlerin hırsızlar hakkında tutuksuz
yargılama kararı vermelerini zorlamaktadır. Bu sayede bir hırsız, halihazırda
tutuksuz yargılanıyorken başka bir hırsızlık suçunu işleyebilmektedir. Ayrıca
yargılama sonucu öngörülen hapis cezasının azlığından ötürü yaptırımın adli para
cezasına çevrilebilmesi de hırsızların gözünü korkutmaya yetmeyebilmektedir.
Evden hırsızlık, Anayasa’nın 21. Maddesinde belirtilen kişinin konut dokunulmazlığı
hakkının ihlali olmasının yanında 17. Maddede de belirtilen kişinin
dokunulmazlığını, maddi ve manevi varlığını da doğrudan etkileyen bir suçtur.
Evinde hırsızlık yapılan mağdurların bir çoğu, hırsızlık nedeniyle bir takım
psikolojik rahatsızlıklara da yakalanmaktadır. Hatta hırsızlık suçunun
işlenmesinden dolayı oluşan kişi varlığı zararları ve esasen duyulan acı ve elem,
çoğu zaman malvarlığı zararlarını geçebilmektedir. Kişinin hem barınma hem
de güvenlik ihtiyacını karşılayan evi, hırsızlık sonrası korku ve endişe
kaynağına dönüşebilmektedir. Özellikle kadın ve çocukların ciddi travmalar
yaşadığı böyle durumlarda, yaşanan kaygı bozuklukları neticesinde mağdurlar,
sürekli evlerine hırsız gireceği kaygısıyla yaşamlarını sürdürmektedir.
En fazla işlenen hırsızlık olaylarını azaltmak için daha güçlü kapı-­‐pencere kilidi
kullanmak, açık veya kapalı devre güvenlik kamera sistemi uygulamasını
yaygınlaştırmak gibi bir takım güvenlik tedbirlerini arttırmanın yanı sıra yasama
organı da cezaların caydırıcılığı ilkesi gereği, cezaları arttıran kanun
düzenlemelerini gerçekleştirmelidir.
Her ne kadar, mevzuatımızda çalınan malın değerinin az olması veya hırsızlık
suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak amacıyla işlenmesi durumunda
hakimlerin verilecek cezada indirim yapması veya hiç ceza vermemesi mümkün
olduğu gibi hırsızların adli kontrol yöntemlerine başvurularak denetim altında
tutulmasına karar vermeleri de mümkündür. Fakat uygulamada bunun örneklerine
ne yazık ki çok rastlanılmamaktadır.
Bu nedenlerle, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Ceza Kanunu’nun konut
dokunulmazlığının ihlalini düzenleyen 116. Maddesinde, hırsızlık hükümlerini
düzenleyen 141. Maddesinde ve nitelikli hırsızlık hükümlerini düzenleyen 142.
Maddesinde basit/küçük değişiklikler yaparak, net hükümler tesis ederek caydırıcı
cezalar tesis edilebilir.
Konut dokunulmazlığına teşebbüs edenin de cezalandırılabildiği, bir takım
nedenlerle hapis cezasının geri bırakılmasına veya adli para cezasına çevrilmesinin
önüne geçilebildiği, mağdura verilen maddi ve manevi zararın karşılanması Türk
Borçlar Kanunu’nun 49. maddesine göre, ayrı dava açılması şartıyla mümkünse de
hırsıza zararı tazmin cezasının şikayete bağlı olmaksızın kamu davası içinde
yüklenebildiği, hırsızlığı meslek haline getirmiş kişilerin teknik takip araçlarıyla
adli kontrol altında tutulabildiği, hapis cezalarının daha da arttırıldığı bir sistem
kurulabilirse hırsızlık vakalarında azalma yaşanacağını düşünülebilir. Ancak bu
şekilde yavuz hırsızların ev sahiplerini bastırmalarının önlenebilir.
Fakat, suç işlemenin tamamen önüne geçilmesinin yolu sadece cezaları arttırmaktan
geçmemektedir. Anayasada korunan temel haklardan biri olarak konut
dokunulmazlığına yönelik saldırılar sonucunda oluşan zararların giderilmesine
imkân tanımış olmak, hukuk düzenleri için, bireylerin emniyet ve huzurunu
sağlamak açısından bakıldığında yeterli sayılmamalıdır.
Cezaları arttırmanın yanında, hak bilincinin toplumsal ilişkilerin tümüne
yayılmasına yönelik adımlar attığımızda, başkalarına ait olan ve onların emek
vererek elde ettikleri şeyler üzerinde hak iddia etmeye dayanan hırsızlık
eylemlerinin sonlandırılması söz konusu olabilir. Manevi hislerin zaafa
uğramadığı, Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi’nde “4 şeyi kesinlikle
yapmayacaksınız” diyerek yasakladığı fiillerden birinin de hırsızlık olduğunu
hafızasından çıkarmayan bir toplumda, her bir birey, kişilerin çalışması sonucu
elde ettiği şeylerde nesnenin kendisinden çok emeğini kutsadığında ve başkasının
malına göz dikmediğinde hırsızlık suçu işlenmesi son bulacaktır.

Makaleler